Pages

Subscribe:

Ads 468x60px

Pazartesi, Kasım 28

Aydınlananlar Kulübü (Kısa Kısa Notlar) #3

Aydınlandım. Öyleyse yazıyorum:
  • Mehtap vb. kelimelerle Ay’ın deniz üzerindeki yansıması isimlendirilirken; günümüzü aydınlatan,canımız ciğerimiz Güneş’imizin su üzerindeki yansımasının sadece “yansıma” olarak geçiştirilmesi canımı sıkıyor. Mehtabı herkes bilir,hakkında şarkılar yapılır, şiirler yazılır. Güneş’in yansımasına da isim bulalım. Sorunu söyleyip çözüm üretmeden kenara çekilenlerden olmadığım için bu kavrama kendimce bir karşılık düşündüm. “Güneşin su üzerindeki yansıması” nın Latince’deki karşılığı olan “Reflexionis solis super aquas”ın baş harflerinden “Rassa” kelimesini türettim. Artık şarkılarınızda, şiirlerinizde bu kelimeyi kullanabilirsiniz.

Örnek kullanım:

Senin yokluğunda sahiller bana dar geldi

Rassalara bakar dururum, senin suretini görürüm belki

Umut ettim, sevdim, bırakma sensiz beni

asdasdasd hiç olmadı lan neyse.

  • Mehmet Tez’in Milliyet’teki köşesinde okudum. Daha önce de “Kulağıma çalındı, kesin geliyor.” tarzında bir şeyler yazmıştı. Her yıl periyodik olarak böyle bir yazı mı yazıyor yoksa kulağına gelen bir şeyler var mı tam emin olamadım. Okumayanlar için: Coldplay geliyormuş arkadaşlar. Paul Mccartney de cabası.

  • Fotoğrafçılığımı geliştirmek adına çıktığım yolda ilk DSLR makinemi elime aldığımdan beri bir tane bile evet bir tanecik bile siyah beyaz kedi resmi çekmedim. Bu alandaki geleceğim adına umut verici bir başlangıç oldu.

  • Eurovision’a Atiye gitmiyormuş cengolar. Ben çok pis taklaya geldim. Bu vasıtayla “Yürövizyona Atiye gidiyomuş blah blah” diye salladığım tüm arkidişlerden özür diler-bana eskiden duydukları saygıyı geri kazanmak isterim.Gerçi kimin umrundaki yurovijın artık.
  • İnsanlar dinden neden soğuyorlar? diye soruyor ya bazı insanlar. Nedeni dini yorumlamalardaki farklılıklar. Herkes dinini kendi içinde kendi yorumuna göre yaşasın diyorsunuz da o yalan olur canlar be. Çünkü adam sonuçta düşüncelerini başka insanlara anlatıyor ve o başkasına anlatıyor sonra o da diğerine. Bir bakmışsınız dinde yepyeni bir soluk ve yorum ortaya çıkmış.

  • Birileri metafizik konulardan bahsetmeye başlayınca herkes bir anısını anlatır ya. “Ben karabasan gördüm, beni hortlak dürttü bilmem ne”. Ben de istiyorum lan metafizik anı. Bana niye hiç olmuyor?

  • Yaşasın-yuppi-hobarey-hopaşinanay!!! 6 Aralık’ta ORA ARENA’da Buena Vista Social Club - Omara Portuondo konseri var!!! Gitmezsek olmaz. Ayrıca üşüyoruz İbrahim Ferrer reyiz.

Pazar, Kasım 20

En son ne zaman özgür hissettiniz?

Toplumdaki kurallar bütünü beni boğuyor. Ruhum sanki cam parçalarıyla dolu bir blender’ın içinde ordan oraya savruluyor gibi. Bir an olsun özgür ve mutlu hissedebilmek için umut eder hale geldik. Sınavlar bizi özgürlüğümüzden uzaklaştırıyor, yaratıcılığımızı öldürüyor. Odamdaki, okulumdaki, internetteki karmaşa beni bezdiriyor. Aslında çok daha basit, çok daha zengin ve dolu dolu yaşamak mümkün. Azlıktan yana olarak mümkün. Çünkü az çoktur. Sade,doğal olan zengindir-mutludur. Sade-doğal güzellik bir kadının en güzel olduğu halidir. Elbette bakım önemsizdir demiyorum. Doğal güzellik başka bir şeydir. Her kadında olmaz. Böyle insanları gördüğünüzde kolaylıkla tanırsınız. Yüzlerine bakarken ruhlarına baktığınızı hissedersiniz. Bir de kapsamlı olmakla karmaşık olmayı birbirinden ayırmak gerekir. Kapsamlı olan her şey karmaşık olmak zorunda değildir. Kolay algılanabilir biçimde ayrılmış bir yapı karmaşık olmaz.

İhtiyacınız olan araçları sizden daha iyi kimse bilemez. Örneğin, her ay yeni cep telefonu almanıza gerek yok ya da yüzlerce ayakkabıya. Sadece makul ölçüde olması yeterli. Evlerimizin dekorasyonları o kadar kötü ki. Şehirlerin hengamesinde trafikte çılgın kalabalıklar tarafından oradan oraya savrulduktan sonra en azından kendi evimizde, yaşam alanımızda az da olsa özgür hissetme hakkımız olması adil değil mi? Fakat evlerimiz o kadar dolu ve sıkışık ki nefes almayı imkansız hale getiriyor. Odanıza bir göz gezdirin şimdi. Kullanmadığınız işe yaramayan ne kadar saçmalık var? Ben hepsini attım odamdan. Sizin için de geç değil. Artık odamda nefes alabiliyorum. Şunu kabul ediyorum. İnsan doğası,fikirleri ve beyin yapısı karmaşık ve bana göre bu karmaşıklığı zenginlik ve gelişmişlik olarak kabul edilebilir bir canlı. Çevremizdeki dünyayla ve başka insanlarla aramızdaki ilişkiler de son derece komplike ve kolayca ele almayı zorlaştırıyor ama bunu kendimiz ve dünya için daha fazla karmaşık yapmaya gerek var mı? Bence yok. Bundan sonra az yiyin, az tüketin ve çok üretin. Az yaşamayın aksine gereksiz detayları azaltarak daha dolu yaşamaya bakın. Günün birinde büyük mavi’den göçüp gideceğiz. Ölümün yaklaşmakta olduğu o son dakikalarınızda aklınıza gelecek mutlu anılarınız, gereksiz detayların gerisinde kalırsa bir şeyleri değiştirmek için artık çok geç demektir.

Çarşamba, Kasım 16

Kurumsallaşanlar Cemiyeti

Ülkemizde de çokça popülerliği bulunan “the Shawshank Redemption-Esaretin Bedeli” filminde yaşlı kütüphaneci Brooks için tahliye kararı verildiğinde, Ellis Boyd 'Red' Redding ve Andy Dufresne durum değerlendirmesi yapmaktadırlar. Red, yaşlı Brooks’un “kurumsallaşmış” olduğunu yani hapishane duvarlarına alışmışlığını vurgular ve dışarıdaki hayata alışamayacağını söyler. Onun gerçekliği (50 yıllık hapishane hayatı yüzünden) artık hapishane hayatı olmuştur. Orası, onun evidir. Nitekim Brooks’un dışarı çıkmak istememesi, Heywood’un boğazına bıçak dayaması ve tahliye kararının yanması pahasına tekrar cinayet işleyip,cezasını uzatmayı göze alması şaşırtıcı sahnelerden biridir. Sonra Brooks, Andy Dufresne tarafından sakinleştirilir, bıçağı bırakırken göz yaşlarına boğulur. Adeta evinden, ailesinden kovulan bir çocuk gibidir çünkü sevdiği hayatını,kütüphanesini dostlarını ardında bırakıp ona ne getireceği hiç belli olmayan farklı bir gerçekliğe adım atacaktır. Red haklı çıkmıştır. Brooks’un dışarıdaki hayatı sorunlarla geçer. Bir markette ürünleri poşetleme işinde komik bir paraya çalışır, devletin ona tahsis ettiği ucuz otel odasında tekrar suç işleyip ait olduğu yere geri dönme düşüncesiyle yaşar uzunca bir süre. Hapishanede evinde hissetmesine karşın, dışarıdaki hayat onun cehennemi olmuştur.

İnsan, yaşadığı çevreye uyum sağlama, onu değiştirme-bazen geliştirme, bazen yok etme- yeteneği en yüksek canlıdır. Alışma kabiliyeti o kadar yüksektir ki bazen kendisine ceza çektiren, kendisini üzen şeylere bile alışabilir, onu benimseyebilir. Hapishanedeki “kurumsallaşmış” mahkumlar topluluğu gibi sokak da kurumsallaşmış insanlarla doludur. Kendisini üzen, yoran, inciten çevreye, insanlara kurumsallaşabilir. Beynini hapishane duvarları gibi çepeçevre saran kalıplara, çamura saplanmışçasına saplanıp, kendi zihin dünyasında kurumsallaşabilir.

Aslında “bunu başaramam!” “şu imkansız” gibi kesin yargılarla konuşanlar önyargıya kurumsallaşmış; kendilerine acı çektiren sevgililerinden ayrılamayan insanlar, acılarına ve kendilerini üzen insana kurumsallaşmış kimselerdir. Ayağından iple zincirlenmiş doğadaki herhangi bir canlının zincirlerine alışıp bir süre sonra- ayağında zincir yokken bile- yaşadığı küçük alandan çıkmak istememesi gibi, insan da düşüncelerini, hayallerini zincirleyen önyargılarıyla mahkum hayatı yaşar ve kurtulmayı denemek için en azından bir adım atmadığı sürece-cesaretini toplayamadığı sürece- sadece bir mahkum olarak kalacaktır.

Pazartesi, Kasım 14

Aydınlananlar Kulübü (Notlar) #2

  • Gençler konserlere fötr şapkayla gitmeniz artık müzik konusunda bilgili olduğunuzu ya da cool olduğunuzu göstermiyor. O devir bitti artık. Biz fötr şapkayı 50’lerin saf ruhuyla ve moda akımına duyduğumuz saygıdan dolayı savunuyoruz. Sizin gibi özenti değiliz. (Donald Draper buraya eller havaya). Tekrar moda olsun lan fötr şapka. Negzel olurdu olmaz mıydı?

  • Twitter’da şarkı isimleriyle ilgili hashtag’lere siyahi kullanıcıların hep 50Cent’ten Jay Z’den Ludacris’ten parçaları yazmalarına bayılıyorum.

  • Kızların birbirlerine bebeğim diye hitap etmeleri çok itici. Tü kaka.

  • Twitlerden, facebook’taki postlardan anladığım kadarıyla herkesin temel problemi mutlu olmakla ilgili. Hayata dair mutluluğu, aşkta arayanlar var yahut para da ya da sekste belki. Ama temelde mutluluğu aramanız gereken yer kendi zihniniz. (Bedava mutluluk satan kitap yazarları gibi konuşmak istemiyorum- çekim yasası hedehödö) Ama zihin öyle güçlü bir dünyadır ki en karanlığı, en kötüyü iyiye-aydınlığa dönüştürebilir.

  • Yağmurlu-depresif havalarda yanınıza kahve alıp kitap okumak hala kültür ve entelektüel birikim göstergesi sayılıyor mu? Ve bunu sosyal medyada “hava çok kötü,aldım yanıma kahvemi, kitap okuyorooom” tarzında beyan etmek zorunda mısınız?

  • Bir selam vermeye tenezzül etmeyen insanlar olduğunu gördük. Çok önemsiz bir şey herhalde selam vermek? Hal hatır sormak?

  • Steve Jobs’ın biyografisinden anladığım temel bir gerçek var:”adam tam bir balık burcu insanı.” Değişken ruh hali,yaratıcılık, duygusallık..vs.

  • İnsanların ders çalışmalarıyla kesinlikle bir sorunum yok da hiç çalışmıyorum deyip kelimenin tam anlamıyla sabah akşam ineklemeleri karakter sorununa delalet bence. Tabi ki ders çalışacaksınız ama twitter’da off çalışmadım hiç bilmem ne tadındaki twitleriniz samimiyetten fersah fersah uzak. Çünkü ineklediğini hepimiz biliyoruz.

Pazar, Kasım 13

Modern İnsanın bir günü? + Kısa kısa notlar

Modern İnsan kimdir?

Modern İnsanın bir günü:

Sabah 7:00 uyanış kahvaltıda vitamin ve minerallerle zenginleştirilmiş mısır gevreği (ya da kahvaltıyı pas geçip direkt kahveye yönelme durumu)

Kutusuna minimum 8 TL verilmiş kahveyi elinde taşıyarak (adeta ben güne sabah kahvesiyle başlıyorum cool’um mesajı vermeye çalışarak) işe-okula doğru adım adım ilerleme

Siyasi düşünceye göre bir haber portalına ya da siyasi düşünce gözetmeksizin herhangi bir haber portalına hızlıca bir göz atmak, 3.sayfa haberi olarak tanımladığımız kesilen biçilen kayinçolu baldızlı yeğenli haberleri hızlıca okuduktan sonra böyle şeyler iyi ki benim başıma gelmiyor diye sevinmek. Gençler için haber sitelerine bakmamak ve toplumsal gerçeklerden uzak-spor,starbucks,okul,gece hayatı(wohoo party gençliği) dörtlüsünde mutlu mesut yaşayıp gitmek. Toplumsal konulardan söz açılınca ölü taklidi yapmak.

Check in yapmak olmazsa olmazıdır tabi ki. Gece kulübünde olduğunu belirten bir yer bildirimi yapan kişiyi evinde horul horul uyurken yakaladığınızda tuhaf bir gülme hissine kapılırsınız

Patronun bakmadığı anlarda ya da mesai başlamadan hemen önce hızlıca Facebook, Twitter, e-mail hesaplarına girip kimin hayatında neler yaşanıyor-insanlar ne aforizmalar veriyor-hangi spam mailler gelmiş kontrol etmek—Gençler için mobil uygulamalar sayesinde bu sitelerden çıkmamak

Öğle yemeğinde sevdiceğe trip atmasın diye “napıosun J” tarzında yalandan bir mesaj atmak ya da gerçekten merak duygusuyla ve özlemle mesaj atmak—Çoğunlukla ilki.

Akşam soğan kokusuna minimum derecede maruz kalmayı umut ederek toplu taşıma kullanarak ya da kendi aracımızla eve dönmek—Arabası olmayan kaldı mı ?

Yemeği yedikten sonra herhangi bir Acun Ilıcalı programını seyre dalmak ya da gün içinde Facebook sohbetten hatır soran fakat “işteyim sonra döneyim mi sana?” tarzı bir mesajla susturulan dostların gönlünü almak

Gökkuşağı, bulut, gün doğumu gibi bunlara benzer doğa olaylarının fotoğrafını instagram ya da onun gibi bir şeyle çekip sosyal paylaşım sitelerine sevinç nidalarıyla eklemek. Bunlara şaşırmak. Modern insan doğadan o kadar uzak ki, atalarımızın (ilk insanların) günümüzden 50.000 yıl önce keşfedip şaşırdığı doğa olaylarına bugün hala şaşıranlar var ve şaşırmaya da devam edecekler. Çünkü modern insan doğadan kopuktur. Beton ormanında yaşar. Cep telefonu ve arabası en iyi dostudur. İkisinin de dolaylı olarak kendisine ve doğaya zarar veren şeyler olması ironiktir.

Uyku

İlkel İnsanın bir günü:

Uyanmak

Yemek yemek (tercihen ateşte pişmiş herhangi bir hayvan)

Taş yontmak

Üremek

Avlanmak

Taş yontmak

Mağara resmi yapmak

Üremek

Uyku

Evet gerçekten de daha modern ama daha yozlaşmış-samimiyetsiz haldeyiz artık. Kendimi de soyutlamıyorum asla. Hepimiz bence eskilere göre daha yoz vaziyetteyiz. Modern İnsan= Yoz İnsan

NOTLAR:

  • Bedelli askerliği, 10-15 bin euro gibi bir meblaya yapabileceğimiz söyleniyor. Bu yasalaşırsa askerlik yapacak adam bulamazsınız. Evladının eğitimi için vakıf lise ve üniversitelerine 45-50.000 TL gibi paraları ödeyebilen aileler için çocuklarını askerlikten kurtaracak 30.000 TL’nin lafı olmaz. Bence profesyonel ordu uygulamasına geçilirse bedelli askerlik olabilir. Aksi takdirde karşıyım. Parası olmayan şehit olsun, parası olanlar 1 ay yapıp gelsin. Olmaz böyle çifte standart.

  • Modern ilişkilerden tiksiniyorum söylemiş miydim? Bedava SMS paketi bitince ilişkileri sallantıya giren çiftler var. Bizler bir tür "siber-aşk" yaşıyoruz ki bu hiç sağlıklı değil. Aşk materyalist birşey değildir ve bunu materyalist yaşamak çok sıkıntılı bir durum. Ben her zaman mesajlaşmak yerine yüz yüze görüşmekten, kapalı-güvensiz ve samimiyetsiz olmak yerine açık-samimi ilişkiden yanayım.

  • Bu aralar bende bir “Gadanı alayım”- “gadasını aldığım” furyasıdır gidiyor. Tamamen benim eksenimde gelişen ve nedense fazlasıyla içselleştirdiğim bir durum oldu bu. İnsanlara böyle hitap etmek hoşuma gidiyor. Bilmeyenler için bu kalıp Kayseri ağzında “sevgi” belirten çok samimi bir ifadedir. Yıllarca anneannemden duyduğum bu sözü artık ben yaşatıyorum. Çevremden de çok pozitif geri dönüşler aldığımı söylemeliyim. Ayrıca hayatımda ilk defa bir İç Anadolu yerel dil kalıbını, kullandığım günlük dile entegre ettiğim için de bir o kadar heyecanlıyım.

Cumartesi, Kasım 12

Aydınlananlar Kulübü (Notlar)

  • Cuma-Cumartesi akşamları dışarı çıkmayanlara yönelik kötü bir bakış seziyorum. Gençler buna gerek yok. Ben evcimen bir tip olabilirim ya da sık sık dışarı çıkmak beni sıkabilir. İnsanların bu konuda "neee cumartesi akşamı evde mi oturuyosooooaann!" tarzında yorumlarına ne kadar ihtiyacımız var tartışılır.

  • Geçen hafta benim adıma bir "Aydınlanma" haftası olarak tarihe geçti.  Öncelikle şunu belirteyim: Burçlar konusu benim için son derece basit ele alınabilecek bir konuydu. Burç dendiğinde aklımda beliren temel figür upuzun kırmızı ojeli tırnakları ve oje rengine uygun gözlük camlarıyla bir Rezzan Kiraz figürüydü ve genelde pek okunmayan gazete köşeleriydi. Bir de şöyle düşünürüm: 100 kişilik bir deney grubu alalım ve bu gruptaki insanların tamamı aynı burçtan olsun. Onlara burçlarının durumundan dolayı işlerinde terfi edeceklerini ve mavi renkte bir elbise giyen bir kadın/adamla tanışıp sevgili olacaklarını söyleyelim. Bu bize iki farklı durumu gösterir. Birincisi 100 kişi içinden en az 6 kişi o hafta işinde terfi aldığı takdirde bu 6 kişi gerçek anlamda burçlara inanmaya başlarlar ve burç sayfalarını daha dikkatli okurlar. İşin diğer boyutuysa benim "fal sendromu" adını verdiğim, kişinin gelecekte olacağını kesinlikle düşündüğü bir şeye karşı saplantı geliştirmesi durumudur. Bu kişilere mavi elbiseli insanlarla tanışıp sevgili olacaklarını söylerseniz, mavi elbiseli insanlara daha fazla dikkat göstermeye başlarlar ve algıda seçiciliğin kurbanı olurlar. Evet bunlar genel anlamda benim burçlarla ilgili düşüncelerimin özetiydi. Ta ki ekşisözlükteki "balık burcu" başlığındaki tüm entryleri okuyuncaya kadar. İnanılmaz biçimde başlıktaki entrylerin çoğunluğunun benim karakter özelliklerimle uyum sağladığını fark ettim. (Evet balık burcuyum). Bu benim için düşünsel bir devrimdi. Yüzlerce posttaki karakter özellikleri tuhaf biçimde balık burcuna mensup kişiler arasında benzerlik gösteriyordu. Sonuç olarak "burçlara fazla inanmıyorum ama bir balık burcu realitesi var." Artık burç sayfalarını daha ivedilikle okumaya karar verdim. Çünkü bu burç konusunda yoğun çalışmalar yapmış Sümerler,Mayalar gibi medeniyetlerin kullandığı "arı astronomi biliminin" gerçeğe son derece yakın olduğunu düşünüyorum. Zaten ne varsa eski insanlarda var azizim.

  • Poğaça ve fındıklı Damak çikolatayı bir arada denediniz mi? Eğer denemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Alakasız olduğunun farkındayım ancak denediğinizde beğenmezseniz paranız iade. Şaka be ne para iadesi. Beni bağlayan birşey yok sonuçta. İster deneyin ister denemeyin ama bence deneyin. Mükemmel uyum sağlıyorlar.

  • Facebook'ta fazla muhabbetleri olmayan yabancı insanların birbirlerine "sizli bizli" hitap etmelerine gül gül ölüyorum ve bu naziklikten ölen insanları sokaklarda da görmek istiyorum. Bilhassa yol verme konusunda kavga ederken duyduğunuz akla zarar küfür ve hitap şekillerini hatırladığınızda bana hak verecekseniz. Aslında ne kadar kibar bir toplummuşuz da haberimiz yok. Facebook sağolsun öğrenmiş olduk. 

  • Twitter'da bio bölümüne "social media specialist" yazınca karizmatik olduğunu sananlar var. Bana sorarsanız "sosyal medya uzmanı" da aynı derecede karizmatik değil. Çünkü sosyal medya uzmanı olmak artık karizmatik değil.  Tabi ki web vb. alanlarda eğitim almış, sosyal medya konusunda workshoplarla kendilerini geliştirmiş insanları tenzih ederim. Onlar yazsın abi "sosyal medya uzmanı" diye. Herkes sosyal medya uzmanı bu ülkede. Tıpkı herkesin photographer/fotoğrafçı olduğu gibi. Neyse bu aralar siyah beyaz çekilmiş kedi resimlerinde bir azalma var neyse ki.

  • Yeni ev almış bir arkadaşınızın evine ilk defa gidecekseniz ve hediye almaya niyetliyseniz kesinlikle borcam almayın. Çünkü böyle durumlarde herkes borcam alır. Dev borcam kuleleri mutfakları süsler. Gerek yok derim ben. 

  • Özel sektörden bu kadar nefret etmeyin gençler. Unutmayın hiçbir kurum size pragmatizmi bedava öğretirken bir yandan da para ödemez. Evet Türk özel sektörü, "ayak kaydırma", "çıkarcılık" ve dünyadaki muadillerine bile taş çıkartacak boyutta paraya-kar etmeye endeksli hatta buna ayaklarından zincirli. Yapmayın etmeyin. Kimse size bedava çalışın ya da kazanç sağlamadan yatırım yapın demiyor. Ancak hedef sadece para olmamalı. İnsan hayatını kolaylaştırmak, dünya ve insanlık medeniyet mirasına katkı sağlamak, kültür oluşturmak öncelikli hedef olabilir pekala. Eğer bunların traş(!) olduğunu düşünüyorsanız hazır olun. İş dünyasına yepyeni bir kar etme manyağı adımını atmak üzere demektir.

Perşembe, Kasım 10

Merakla bekliyoruz.

Pazartesi, Kasım 7

The Merchant of Venice filminden bir monolog

Güzeller güzeli Portia, çok zengin ve asil bir ailenin kızıdır. Babası ölmeden önce Portia'ya bir vasiyette bulunur. Aşık olduğu adamla evlenebilmesinin tek yolu, bu kişinin ona sunulacak üç ayrı sandıktan(altın gümüş ve kurşundan yapılan sandıklar) doğru olanı seçmesi ve Portia'nın resmini bulmasıdır. Aksi takdirde kesinlikle evlenemeyeceklerdir ve Portia'nın herhangi bir tüyo vermesi yasaktır.

Güzel Portia'yla evlenmek için dünyanın dört bir yanından adaylar sarayın kapısını çalar. Fakat hiçbiri sınavı geçemezler. Venedikli genç asilzade Bassanio da şansını denemek üzere yola çıkar ve saraya vardığında Portia ile birbirlerine aşık olurlar ancak Bassanio'nun sınavı geçmesi şarttır. Bassanio altın-gümüş-kurşundan yapılmış sandıkların karşısına geçer ve doğru sandığı seçmesi için sadece bir şansı vardır. işte bu sahnede Bassanio'nun monoloğu görülmeye değer:

Evet, dış görünüş bazen
aldatıcı olabilir.

Işıltı hâlâ insanların
gözünü kamaştırıyor.

Yasada hangi itiraf,
kötülüğün gölgesinde kalan kadar...

...insanı yürekten etkiler ve şeytanı
gölgeler arasına gizler?

Dinde...

...hangi günah kitabın
sayfaları arasında merhamet...

...ve bağışlanma arar?

Kötülüğü iyilikle gizlemek, süslemek.

Güzelliğe bak...

...ve sahip olana kadar...

...gerçek değerini...

...bilmeyeceksin.

O yüzden, kibirli altın
seninle işim yok.

Ya da insanı insana düşüren, düşmanlık
yaratan kendini beğenmiş gümüş...


Ama sen, alçak gönüllü kurşun...

...sen tehditten çok
vaatler sunuyorsun.

Senin sade görüntün beni...

...ışıltıdan çok etkiliyor.

Bunu seçtim.

Seçimim mutluluk getirsin.

Duygularını ve coşkunu bastırmaya çalış.

Kendimi kutsanmış hissediyorum.
Korkarım kalbim duracak...

İçinde ne var?

Güzel Portia'nın resmi.

Şu gözlere bakın. Gözler sanki benim
bakışlarımı izliyor ve...

...içimdeki fırtınayı anlıyor. Bu gözler...
İnsan bu gözlere nasıl bakabilir?

Ama yaptığım bütün övgüler...

...onun gerçek güzelliğini
anlatmaya yetmez.

Sadece gölgesi olur
ve aslının gerisinde kalır.

"Görünüşe aldanmayıp seçen kişi..."

"...doğru ve adil
karar vermiş demektir."

"Bu şans sana verildiğine göre..."

"...şansını başka yerde arama."

"Eğer sahip olduğunla mutluysan..."

"...onun
her zaman kıymetini bil."

"Sonra sevdiğin kadına git..."

"...ve aşkını bir öpücükle mühürle."

Bassanio, doğru sandığı bulmuştur. Artık evlenmelerinde bir sakınca yoktur. Ardından olaylar gelişir. Gerisini de anlatmym kendiniz izleyin :)