Ülkemizde de çokça popülerliği bulunan “the Shawshank Redemption-Esaretin Bedeli” filminde yaşlı kütüphaneci Brooks için tahliye kararı verildiğinde, Ellis Boyd 'Red' Redding ve Andy Dufresne durum değerlendirmesi yapmaktadırlar. Red, yaşlı Brooks’un “kurumsallaşmış” olduğunu yani hapishane duvarlarına alışmışlığını vurgular ve dışarıdaki hayata alışamayacağını söyler. Onun gerçekliği (50 yıllık hapishane hayatı yüzünden) artık hapishane hayatı olmuştur. Orası, onun evidir. Nitekim Brooks’un dışarı çıkmak istememesi, Heywood’un boğazına bıçak dayaması ve tahliye kararının yanması pahasına tekrar cinayet işleyip,cezasını uzatmayı göze alması şaşırtıcı sahnelerden biridir. Sonra Brooks, Andy Dufresne tarafından sakinleştirilir, bıçağı bırakırken göz yaşlarına boğulur. Adeta evinden, ailesinden kovulan bir çocuk gibidir çünkü sevdiği hayatını,kütüphanesini dostlarını ardında bırakıp ona ne getireceği hiç belli olmayan farklı bir gerçekliğe adım atacaktır. Red haklı çıkmıştır. Brooks’un dışarıdaki hayatı sorunlarla geçer. Bir markette ürünleri poşetleme işinde komik bir paraya çalışır, devletin ona tahsis ettiği ucuz otel odasında tekrar suç işleyip ait olduğu yere geri dönme düşüncesiyle yaşar uzunca bir süre. Hapishanede evinde hissetmesine karşın, dışarıdaki hayat onun cehennemi olmuştur.
İnsan, yaşadığı çevreye uyum sağlama, onu değiştirme-bazen geliştirme, bazen yok etme- yeteneği en yüksek canlıdır. Alışma kabiliyeti o kadar yüksektir ki bazen kendisine ceza çektiren, kendisini üzen şeylere bile alışabilir, onu benimseyebilir. Hapishanedeki “kurumsallaşmış” mahkumlar topluluğu gibi sokak da kurumsallaşmış insanlarla doludur. Kendisini üzen, yoran, inciten çevreye, insanlara kurumsallaşabilir. Beynini hapishane duvarları gibi çepeçevre saran kalıplara, çamura saplanmışçasına saplanıp, kendi zihin dünyasında kurumsallaşabilir.
Aslında “bunu başaramam!” “şu imkansız” gibi kesin yargılarla konuşanlar önyargıya kurumsallaşmış; kendilerine acı çektiren sevgililerinden ayrılamayan insanlar, acılarına ve kendilerini üzen insana kurumsallaşmış kimselerdir. Ayağından iple zincirlenmiş doğadaki herhangi bir canlının zincirlerine alışıp bir süre sonra- ayağında zincir yokken bile- yaşadığı küçük alandan çıkmak istememesi gibi, insan da düşüncelerini, hayallerini zincirleyen önyargılarıyla mahkum hayatı yaşar ve kurtulmayı denemek için en azından bir adım atmadığı sürece-cesaretini toplayamadığı sürece- sadece bir mahkum olarak kalacaktır.



0 yorum:
Yorum Gönder